HalkbilimiGelenekler

Ağın’ın Gelenek, Görenek, Adetleri Nelerdir?

Kenan Çobanoğlu Dükkanı Ağın

Ağın’ın Gelenek, Görenek, Adetleri Nelerdir? Elazığ’ın Ağın İlçesine Ait Kültürel Özellikler, Uygulamalar, İnançlar

Ağın Kış Yarısı Geleneği

Bu gelenek Ağın ve köylerinde çatılı evler çoğaldıkça azalmaya ve zamanla unutulmaya başlandı. Kışın yarısına gelindiği zaman çocuklar ve gençler ağzı açılmış toliğe (Kabak) uzun bir ip bağlayarak evin damına çıkarlar, bunu bacadan aşağıya sarkıtırlar. O anda ocak başında oturmakta olan ev sakinleri evde olan çerez türü yiyeceklerden ne varsa, pestil, sucuk, ceviz, leblebi gibi bunları toliğin içerisine koyduktan sonra toliği yukarıya çekerler. Bazen de bacadan sarkıtılan toliğe ocak başında yakacak olarak kullanılan tezek konulur. Bunu fark eden çocuklar tezeği bacadan aşağı atarlar.

Ağın Çiçi Mama ( Cici Ana ) Geleneği

Bu gelenekte Ağın’da da Bahar aylarında yağmur yağmayıp mevsim kurak geçtiği zaman yapılır. Çocuklar bezden yapmış oldukları korkulukla Çiçi mama ne ister, Allahtan yağmur ister, yağ küpünden yağ ister, bal küpündün bal ister, ver Allah’ım ver bir hayırlı yağmur diyerek kapı kapı dolaşırlar. Çocukların yanlarında taşımış oldukları torbaya ev sahipleri tarafından bulgur ve yağ konulur, bundan sonra korkuluğun üzerine bir tas su dökülür, bir evin önüne gelinerek oluğun altında ocak kurulur, burada pilav pişirilerek yenilir.

Ağın’da Cirit Oyunu

Bu oyun Orta Asya’dan gelen bir gelenektir. Cirit oyunu genellikle düğünlerde oynanır, düz bir alana çekilen atların etrafına seyirciler birikir, sürücüler sırasıyla meydana çıkarak, ellerinde çubuktan yapılmış ciritleri eşlerine vurmaya çalışıp onları oyun dışı bırakmak isterler. Bu oyun da en son kalan kazanır. Burada atın ve binicinin ustalığı büyük rol oynar. Eskiden Ağın ve Civar köylerinde oynanan cirit oyunları düğünlerin vazgeçilmez eğlencesi idi. Yakın zamana kadar ise bu oyun İlçemiz Altunay’a köyünde, düğünlerde oynanır ve çevre köylüler tarafından zevkle izlenirdi.

Ağın’da İmece Geleneği

Yurdumuzun çeşitli yerlerinde yaygın olan ve yardımlaşmanın en güzel örneği olan birlikte çalışma imece yöremizde de yapılmaktadır. Genellikle çiftçilikle uğraşanların yarım kalan işleri diğer komşular tarafından büyük bir neşe ve gayretle yapılır.

Bu yardımlaşmanın bir örneği de ev yapılırken görülür. Toprak damlı evlerin püşürüğü (evin tamamını kapatan çamur) yapılırken yardıma gelinir. Hezan, döşeme ve direklerin üzeri mertekler, Sal taşları, hasır ve çalı çırpıyla kapatılır. Bir gün önceden saman karıştırılarak hazırlanan damı kapatacak kadar bol miktardaki püşürük (çamur) gelen insanlar tarafından kürekle dama atılır. İşin erbabı olan usta çamuru düzgün bir şekilde tesviye eder. Çamur belli bir zaman kuruduktan sonra (loğla) silindir biçimindeki ağır taşla sıkıştırılır. Yağan suların aşağıya sızması önlenir.

Ağın’da imece türü yardımlaşmalar; üzüm dererken, pişirirken, tarla dererken, bulgur kaynatılırken, leblebi yaparken, pekmez yaparken, kısacası çok insanla yapılacak işlerde yapılır.

Ağın’da Herfene Geleneği

Ağın’da köy ve mahalledeki gençlerin (özellikle erkeklerin) eğlence amaçlı devam ettirdikleri en güzel geleneklerden biri herfenedir)

Herfene yapmak için çoğu kez bir neden vardır. Askerden gelen biri için, okulu bitiren öğrenci için, şifa bulmuş bir hasta için, müjdeli bir haberden sonra herfene için gençlere oğlak (gıdik) horoz gibi bir armağan verilir. Ayrıca düğünde gelin giderken alınan armağanlar herfenenin yapılmasına yeterlidir.

Herfene, akran olan gençlerin köyün dışında soğuk su başlarında geceleri yapılır. Yapılacak yemeklerin malzemesi ve araç gereçler herkesin eşit olarak katılımıyla temin edilir. Ay ışığı, fener ve lüks aydınlatma araçlarıdır. Aşçılığı kendi aralarından tecrübeli olan yapar. Bu birlik beraberliklerinden aileler de memnun olur. Bu nedenle gençlerin sabahlamalarına izin verirler.

Ağın’da Kirvelik Adetleri

Ağın’da canlılığını koruyan geleneklerden biri kirveliktir. Sünnet olacak erkek çocuğu sünnet anında tutarak yardımcı olan erkek o çocuğun kirvesidir.

İki aile arasında konuşularak kirveliğe karar verilir. Kirve ve ailesi en yakın akraba kadar önem kazanır. Bu nedenle çocuklar arsında evlilikler yapılmaz. Kirvenin görevi sünnet olacak çocuğun sünnetliklerini almak. Sünnet anında çocuğu tutmak, korumak kollamak. Nişanında, Düğününde kendine düşen görevi yapmaktır. İki aile karşılıklı hediye alıp vererek her işlerine yardımcı olurlar. Kirve akrabalardan olduğu gibi, çok değer verdikleri başka insanlardan da olabilir.

Ağın’da Sağdıçlık Adetleri

Sağdıçlık geleneği özellikle köylerimizde devam eden bir başka yararlı gelenektir.

Gelin olacak genç kıza ve damat (güveyi) düğün sırasındaki hal ve hareketlerini ve evliliğin ilk gecesinde nasıl davranacaklarını sağdıçları öğretir.

Yöremizde damadın sağdıçlığını evli olan en yakın arkadaşı yapar. Genç kızın sağdıçlığını da damadın sağdıcının eşi yapar. Başka yörelerde sağdıçlığı bekar arkadaşları yapmaktadır. Evlilik deneyimi olmayan birinin evlenecek birine öğreticilik yapması yanlıştır bize göre.

Denilebilir ki düğün zamanı damadın sağdıcı damattan, gelinin sağdıcı gelinden sorumludur. Bu nedenle hiç yanlarından ayrılmazlar. Gerdek odasına kadar götürüp, sağlıklı haberleri bekleyenlere duyurduktan sonra sağdıçlık görevi tamamlanmış olur.

Ağın’da Sünnet Adetleri

Dinimiz gereği erkek çocuklarımızın sünnetinde gelenek halinde yaptığımız işlemler tüm yurtta olduğu gibidir. Ağın’da kirve belirlendikten sonra sünnet günü , akraba ve tanıdıklara duyurulur. Sünnetçiye haber verilir. Sünnet yapılacak evde Mevlüt okutulur. Yemekler yapılır. Sünnet olan çocuğa herkes konumuna ve maddi durumuna göre hediye ve para verir. Durumu müsait olan aileler çalgı getirterek bir günlük sünnet düğünü yaparken, bazı aileler normal evlilik düğünlerini fırsat bilerek gelin eve geldikten olacak çocuğu sünnet ettirirler. Eski dönemlerde son derece sağlıksız bir şekilde yapılan sünnetlerin yerini modern tıptan yararlanarak yapılan sünnetler almıştır.

Ağın’da Kız İsteme ve Söz Kesme Adetleri, Gelenekleri

Ağın’da evlilikler genellikle görücü usulü ile yapılır. İstenilecek kız komşularından sorulup kız ve ailesi hakkında tatmin edici bilgiler toplandıktan sonra, oğlanın yakınlarından birkaç kadın kızı görmeye giderler.

Kız evine gelince kız gelenlerin elini öper, onlara kahve ikramında bulunur. Bu arada görücü kadınlar kızı yakından görme fırsatı bulurlar, kızı beğendikten sonra, görücü kadınlardan biri Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızınızı, oğlumuza istiyoruz der. Kız tarafı niyetli ise Allah nasip etmişse ne diyelim diye cevap verirler. Bu arada kız evine On, on beş gün düşünme fırsatı verilir.

Kız tarafı, oğlan ve ailesi hakkında , oğlan tarafının komşularından bilgi ve görüş aldıktan sonra netice olumlu ise, oğlan evinden kız evine tekrar gidilir. Kız verildikten sonra söz kesilir. Kıza dilbağı (söz) olarak bir yüzük takılır ve hayırlı bir sonuca bağlandıktan sonra kız evi tarafından hazırlanan şerbet içilir. Kız ve oğlan taraflarının birlikte kararlaştırdıkları bir tarihte dini nikah kıyılır ve ardından kız evinde yapılan sade bir törenle nişan yapılıp yüzük takılır. Resmi nikah ta kıyıldıktan sonra, düğün tarihi tespit edilip kız ve oğlan evinde düğün hazırlıklarına başlanır.

Ağın’da Düğün Adetleri, Gelenekleri

Ağın’da düğün telaşı ve hazırlıkları günler, hatta haftalar öncesinden başlar, düğün için kesilecek hayvanlar hazırlanır. Yemeklerin yapılmasında ve düğüne gelen misafirlerin ağırlanmasında düğün evine komşuların büyük desteği olur. Düğünler Salı veya Cuma günleri tutulur, iki gün ve iki gece devam eder. Mevsim olarak düğünlerin yapılması ise yaz aylarında olur ve özellikle harman sonuna bırakılır. Ancak günümüzdeki düğünler ekonomik sebepler yüzünden bir gün ve bir gece yapılmaktadır.

Biz bu ara geçmişe dönelim. Günerkan Aydoğmuş’un; Ak topraklar Üzerinde Bir İlçe Ağın adlı kitabının 1900 yıllarında Ağın’da düğün başlığı altında derlemiş olduğu bilgileri sunalım.

1900 lü yıllarda Ağın’ da düğün çalgısız olurmuş, gelin dualar ve aminlerle güveyi (damat) evine getirilirmiş, 1915-1920 li yıllardan sonra Ağın’a ilk çalgı Elâzığ’ın Üngüzek köyünden getirilmiş, o yıllardaki düğünleri hatırlayanlar tefçi Aziz diye birinden bahsederler. Bu kişi düğünlerde şaklabanlık yaparak halkı güldürürmüş. Yaşlılardan derlenen bilgilere göre, Müderris Hüseyin Efendi Mahallesi arazisi içinde bulunan Çarıkkol mevkisinde küçük bir köy varmış, Bu gün halen binaların göl kenarındaki duvarları görünmektedir. Bu köyden Ağın’a gelin getirildiği zaman düğüncüler üç dutlar mevkisini dolanarak, burada durak yapıp eğlendikten, çalıp oynadıktan sonra Ağın’a yollanırlarmış.

Tekrar günümüze dönelim. Düğün tutulacağı ilk gün ikindi sularında çalgıcılar yöreye özgü havalar çalarak çevreyi dolaşırlar, halkı düğüne davet ederler. Yöremizde buna Köy Çağırma denir. Köylerimizde ise düğünün tutulmasından bitimine kadar olan süre içerisinde halkımızın; vatana, bayrağa sevgi ve bağlılığın bir ifadesi olarak Şanlı Bayrağımız düğün evinin yüksek bir yerinde nazlı nazlı dalgalandırılır. Gelin almaya gidilip dönüldüğü zamanda Bayrak bir genç tarafından düğüncülerin ön tarafında taşınır. Birinci akşam düğün için düzenlenip, ışıklandırılan alanda gençler ve düğüne gelen misafirler halay çekip oynarlar. Ertesi günde öğlene kadar, çalınıp oynandıktan sonra, atlar hazırlanır, düğüncülerle birlikte kız evine çeyiz almaya gidilir.

Yöremizde buna Sesgane alma denir. Gelinin eşyaları ata yüklenip getirilmeden önce gelinin evi önünde bir süre halay çekilerek oynanır, sonra sesgane ile birlikte güveyinin evine dönülür. İkinci akşam düğün daha da kalabalık olur. Çalgılar çalınıp halaylar çekildikten sonra güveyinin (damat) oynaması beklenir. Yaşı 40ın üzerinde olanlar iyi hatırlar eskiden düğünlerin ikinci gecesinde güveyi oynamadan önce Müderris Hüseyin Efendi Mahallesinden Uzun Süleyman ve ekibi tarafından yöremizde zeybek diye adlandırılan seyirlik oyunları oynanırdı.

Vücudunun belden yukarısı çıplak, vücudu ve yüzü tencere karasıyla tanınmayacak derecede boyanmış bir zeybek oyuncusu, bacaklarının arasına almış olduğu uzun bir sırık ve elinde yanan meşalesiyle ve düğün alanına hızla yaklaşır, harman şeklinde bir daire çizerek düğün ahalisini dağıtır ve Zeybeğin oynanmasına zemin hazırlardı. Daha sonra Uzun Süleyman ve diğer oyuncular almış oldukları rollere ve temsil ettikleri kişiliklere göre orta yere gelir ve oyunlarını sergilerlerdi. Bu oyunlar düğün ahalisi tarafından büyük bir coşku ve heyecanla izlenirdi.

Ağın düğünlerinde; Dede ve kızları, Kız İsteme, Kervancı, Çingene, Berber ve Çifte bebekler adlı seyirlik oyunlar temsil edilirdi. Zeybeğin oynamasından sonra güveyi ve arkadaşları her iki ellerinde tabaklar da yanan mumlarla çayda çırayı oynayarak düğün alanına gelirler, oyun biraz devam ettikten sonra halaya dönüşür, halay büyüyerek devam eder. Bu arada güveyiye paralar takılır. Güveyinin oynamasından sonra, kalabalık dağılmaya başlar. Ama çalgı susmaz, oyunlar oynanıp, halaylar çekilir. Eğlence geç vakitlere kadar devam eder. Geç vakitlerde kalabalık iyice dağıldıktan sonra, düğün evindeki müsait bir odaya girilerek güveyinin arkadaşları tarafından oyunlar oynanıp paralar yapıştırılır. Güveyi ve gençler tarafından ellerine kına yakıldıktan sonra uyumak üzere misafirler evlere taksim edilirler.

Düğünün ikinci ve son günü gelin alma hazırlıkları başlar. Öğlene doğru yola çıkan düğüncüler, gelin evine çalıp oynayarak giderler. Gelin baba ocağından çıkacağı zaman kız evinde hüzün başlar, bu hazırlıklar devam ederken dışarıda klarnetin yanık sesi duyulur.

Atlar eğerlendi anam geldi gapuya
Gız cehizin topla anam doldur terkiye
Şimdi gızlar başlar anam yanık türküye
Doldur pınar doldur anam ben gider oldum
Anamı, babamı terkeder oldum.

Gelin ağlatma havası ile evden çıkan gelin ata bindirildikten sonra, düğüncüler yola koyulurlar ve çalgının vurmuş olduğu yol havası ile yola devam ederler. Bu arada kız evi ile erkek evi arasında çocuklar ve gençler tarafından düğüncülerin önleri kesilir ve bahşişler alınır. Güveyi, Sağdıç ve arkadaşları evin damında düğüncüleri bekler. Gelin eve gireceği zaman kapıda durur, güveyi ise mendil içerisine konan elma, leblebi ve bozuk paraları gelinin başına atar, yere düşen paralar çocuklar tarafından kapışılır. Bundan sonra gelinle güveyi içeri alınır. Kapıda duran Kaynana Gelin ve Güveyinin üzerine Kuran ve ayna tutar. Çalgı ise bir süre Cezayir havası çalmaya devam eder.

Bahçeye geçilir, çalgı yöremize ait ağır hava büyük cevizin dibi, leylani gecegü havalaranı çalmaya başlayınca gençler halaya kalkar, oyun oynandığı esnada sağdıç güveyiyi halaya getirir, halay giderek kalabalıklaşır, Breeey, Maşallah, maşallah nidalarıyla düğün tamamlanmış olur.

Ağın’da Gelin Görme ( Yüz Açımı ) Adetleri

Düğünlerin bitmesinden bir gün sonra Ağın ve çevresinde önceden hazırlanan düğün evine yakın bir bahçede gelin göre yapılır. Çevremizde buna yüz açımıda denir. Çevredeki kadınların ve kızların çoğu gelin göreye gelirler. Yüz açımına gelenler geline; para, altın, eşya gibi hediyeler getirirler. Gelin kendine ayrılan bir yerde sandalyede oturur. Bütün gözler gelinin üzerinde toplanır. Buna gelinin süzülmesi denir. Gelin için bu sıkıcı bir durumdur. En sonunda gelin oyuna kaldırılır. Yemekler yenip gelin helvası dağıtıldıktan sonra yüz açımı son bulur.

Ağın ve çevresinde ki düğünlerde klarnet, keman, cümbüş ve davul çalınır. Düğünlerde oynanan oyunlar ise şunlardır. Leylani, Gecegü, Büyük cevizin dibi, Ağır hava, Hayriye, Kol havası, Zurna havası, Maya havası, Çayda Çıra, Dik hava, Delilo, Nurey, Tamzara, Tirnanna ve Çiftetelli.

Ağın’da Yağmur Yağması İçin Yapılan Uygulamalar

Harput ve çevresinde kurak geçen belirli aylarında yağmurun yağmasını sağlamak için, yöre halkının kültürleme yoluyla dünden bugüne taşıyarak sağlamak yaygın bir şekilde yaşattığı değişik uygulamalar mevcuttur. Bu uygulamalardan Molla Potik, veya ölü kafasını suya vermek, kırk bir adet taşa okumak , kırk adet tomurcuğa okuyup üflemek, kırk tane kelin adını saymak , yılan yakmak be diken batırılan akrebi ters çevirmek gibi yöre halkının inanç ve düşüncelerine dayanan davranışlar canlı bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Yörede mevsim itibariyle kuraklığın baş gösterdiği günlerde, mahallenin çocukları bir araya gelerek Molla Potik adını verdikleri apaç, ip ve paçavralardan hazırlanan insan suretini kapı kapı, mahalle mahalle dolaştırırlar, Bu sırada:

Molla Potik ne ister, Allah’tan yağmur ister,Tenekeden gavurma ister, Küpden bulgur ister, Çiniden yağ ister, Molla Potik ne ister, Allahtan yağmur ister, Gökten rahmet ister, Küpten bulgur ister Tenekeden gavurma ister, Çiniden yağ ister

Tekerlemesini hep bir ağızdan söyleyerek, evlerden bulgur, kavurma ve yağ toplayarak bir akarsuyun kenarında veya havuz başında toplanırlar. Burada topladıkları gıda maddelerinin hep birlikte pişirip yedikten sonra Molla Potiklerini sulayarak akarsuya veya havuza atarlar. Birbirlerini sulayan bu çocuklar, yaptıkları hal, hareket ve davranışlara yağmur bulutlarının geleceğine ve yağmurun yağacağına inanırlar. Bu inanç büyüklerde de vardır. Zira ev ev dolaşan çocukların istedikleri erzak verildiği zaman bazı kadınların Molla Potik denilen sureti su serperek ıslattıkları da ifade edilmektedir. Bugün Anadolu’nun muhtelif yörelerinde , Çömçe Gelin, Godi Godi, Kepçe Gelin, Bodi Bodi, Bodi Bostan, Çomça Gelin olarak adlandırılan ve tamamen yağmurun yağmasını sağlamak amacıyla yapılan uygulamalar vardır.

Yörede taşlarla ilgili olarak yağmur yağdırma pratiklerine de rastlanmaktadır. Harput’ta Akyol mezarlığında Hacı Ali Efendi namı ile bilinen ulu bilge kişinin mezarından alınan nohut büyüklüğündeki kırk bir adet taşın her birine, yedi defa Yasin-i Şerif okuduktan sonra, bez bir torbanın içine bırakılır. Torbanın akarak su da gitmemesi için suyun kenarına çakılan bir kazığa bağlanır. Bu davranışlardan sonra yağmurun yağacağına inanan yöre halkı yağmurun şiddetli olarak yağması halinde veya yağmurun durdurulması için taş dolu torbayı sudan çıkarır.

Torbadaki taşlar tekrar eski toprağına iade edilir. Böylece yağmurun yağacağına inanılır.
Yörede yağmur yağdırma ile ilişkili bir diğer uygulama da henüz tomurcuk halindeki söğüt ağacından kırk tomurcuklu bir dal kesilip, bu tomurcukların her birine bilinen dualar okunduktan sonra akarsuya bırakılmasıdır. Bununla yağmurun yağacağına inanan yöre halkı , bu uygulamada özellikle seçilen söğüt ağacının seçilme sebebini maalesef bilmemektedir. Esasen su kenarlarında yetişip serpilen söğüt ağacının, suyu kendisine çekme özelliği be bu itibarla su ile olan ilgili ve temas çok tabi bir düşüncedir.

Harput ve çevresinde yağmurun yağdırılmasına dair bir diğer uygulamada, yılanın yakılması ile ilgilidir. Kuraklık baş gösterdiği zaman, bir yılan öldürülüp ateşin içine atılarak yakılır. Sebebini bilmeden yapılan bu davranışla ilgili olarak, yörede yaptığımız araştırmada yılana, adı ile hitap edilmediğini ona uzun lakabının verildiğini görüyoruz.
Harput’ta yağmur yağdırmak için, kırk tane kelin adı yüksek sesle çağırılır. Bu pratiği uygulayan kişi elinde tuttuğu ipliğe, her bir kelin adını çağırdığında bir düğüm atarak bildiği duayı okur. Daha sonra bu iplik evin kıble yönünde bulunan yağmur oluğuna bağlanır. Bu davranışla yağmurun yağacağına inanılır. Yağan yağmurun dindirilmesi içinde bir miktar eritilmiş yağ dökülür yahut söz konusu ipliğe atılan düğümler yine kırk elin adları çağrılarak sökülür.

Ağın Düşün ve Sanat Dergisi

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir