Halk İnançlarıHalkbilimi

Halk İnançlarının Kaynakları Nelerdir?

Halk inançları örnekleri.

Halk İnançlarının Kaynakları Nelerdir? Halk İnançları Nasıl Ortaya Çıkar? Bir Halk İnancının Oluşum Aşamaları Nelerdir?

Sorunun karşılıklarını somut bir örnekle belirtelim. Adana ili içinde, Ceyhan ilçesine bağlı İmren köyünde yerleşmiş, ya da henüz yerleşemeyip köy yanında çadır altında kışlamakta olan Yörüklerden, 1947 yılı şubat ayında araştırmalar yaparken, koyun, çoban ve kaval üzerine şöyle bir hikâye dinlemiştik:

“Koyun bir türlü Cennetten çıkmak istemezmiş, Cennet-i a’lâdan… Çobana diyorlar ki: «Bu hayvan, ne yaptıysak, Cennetten çıkmadı. Belki kavalla çıkar…» Çobana kaval veriyorlar, diyorlar ki: «Çık Cennet’in kapısından, hiç arkana bakmadan, kaval çalarak yürü.» Çoban bir gün, iki gün yürüyor, arkasına bakmadan. Sonunda merak ediyor, dayanamıyor, dönüyor, arkasına bakıyor. Bütün koyunlar çıkmış, bir tek koç kalmış, Cennetten çıkmamış. Çoban bakınca Cennet’in kapısı kapanıyor, o koç içerde kalıyor. Bütün koçların boynuzlan gümüşten imiş. Çoban arkasına dönüp bakınca çıkan koçların boynuzları kemik kesilmiş. Bakmasaymış, hem o tek koç da Cennetten çıkacakmış, hem de bütün koçların boynuzları gümüş kalacakmış… Şeytana diyorlar ki: «Cennetten bir çalgı çıkmış, kaval; çok güzel…» Şeytan da: «Sağır delikleri olmasa…» diyor. Öteki deliklerine karışmamış da sağır deliklerine karışmış. Bunlar, en altta, parmak dokunmayan deliklerdir. Onlar olmasa kaval çalınmaz.”

Bir sohbet sırasında dinlediğimiz bu hikâyede, yaşamlarında koyunculuğun çok önemli yeri olan, başlıca geçim olanaklarını bu kaynaktan sağlayan bir Yörük topluluğunun, koyunun ve kavalın kutsal bir kökeni olduğu, daha da ayrıntılara giderek, kavalın çalınması tekniğinde, bir deliğin ötekilere göre özel bir değer taşıdığı inanışları bir anlatı kalıbına dökülmüştür.

İnanışların büyük bir bölüğü, yukardaki örnekte görüldüğü gibi, efsanelerle  belgelenir, onlar aracılığı ile anlatım yeteneğine erişir.

Yalnız efsaneler değil, halk edebiyatı türlerinin hemen hepsi: atasözleri, masallar, tekerlemeler, bilmeceler, ama özellikle efsanelere anlatım olanağı veren türler: halk türküleri, halk hikâyeleri, destanlar… inançları aktarma araçları olabilirler.

Yazılı edebiyat eserleri de halk inanışlarını incelemek isteyenlerin yararlanacakları kaynaklardır. Hele bunlardan, Peygamberlerin, din ulularının, ünlü ermiş kişilerin yaşamlarını anlatanlar: kısas-ı enbiyâ, vilâyetnâme, v.b. gibi menkıbeleri derlemiş olanlar, eski tarih yapıtları (özellikle bunlarda, yazarın kendi çağından çok öncelerini anlatan giriş bölümleri), seyahat-nâmeler, inançlar üzerinde «diachronique» ve karşılaştırmalı incelemeler için değer biçilmez araçlardır.

Evliya Çelebi gibi Türk yazarları kadar yabancı gezginlerin de Türk ülkelerinde dolaşırken duyup yazdıkları halk inanışları birçok bakımdan değer taşır: çağdaşları olan Türk yazarlarının önemsemedikleri birçok şeyler, yabancıların dikkatini çekmiş ve onları kendi ülkelerindeki görüş ve düşünüşlerden farklı gördükleri için üzerlerinde durmuşlardır.

Ama halk inanışları, asıl, töreler, törenler ve büyü niteliğinde işlemlerle bir bütün halinde biçimlenirler. Birkaç örnekle bu olguyu belirtelim:

Yurdumuzun hemen her yerinde hıdrellez gecesi (5 mayıs) gül ağacının altına, genellikle kadınlar, o yıl içinde elde etmek istediklerini belirleyen küçücük nesneler koyarlar; örneğin, başlarını sokacak öz evlerinden yoksun olanlar minyatür bir ev yaparlar; çocuğu olmayanlar minicik bir salıncak asarlar. Başka bir bölük gelenekler yatırların çevresinde sürdürüle gelmiştir: kısırlığı gidermek, ya da çeşitli hastalıklara deva bulmak amacı ile yatırın toprağından bir parçayı su ile karıştırıp içmek, yahut yatırın bulunduğu yerde gecelemek gibi. Bu işlemler, Hızır’ın, ya da ziyaret edilen ermiş kişinin, olağanüstü güçleriyle dilekleri gerçekleştireceklerine inanılarak onların aracılıklarına baş vurmaktır.

Başka bir töreni, bir afet niteliğini gösterebilecek kuraklığa son vermek için düzenlenen yağmur dualarını ele alalım. Bu törende yapılması gereken bir sıra işlemler vardır: elbiseleri ters giymek, eller dua için havaya kaldırıldığı zaman parmaklan aşağıya, toprağa, doğru yöneltip açmak, üzerine özel dualar okunmuş pek çok sayıda küçük taşları bir torba içinde suya batırmak, memedeki çocukları ve emlik kuzuları analarını emme zamanı gelince emzirmeyip feryad ettirmek… gibi.

Bütün bu işlemler ayrıntılarıyla incelenirse, her birinin bir inanış taşıdığı görülür: Hıdrellez gecesi töreninin öğelerinden her biri bir inancın anlatımıdır:

1) Hızır o gece yere inecektir;

2) Hızır insanların dilediklerini yerine getirme gücünde bir varlıktır;

3) Küçük salıncak dilenen çocuğun, minicik ev, arzulaman sahici evin simgeleridir ve Hızır’la dilek sahibi arasındaki anlaşmaya onlar aracılık edeceklerdir.

Yağmur yağdırma amacı ile düzenlenen törende de Yağmuru kullarından esirgeyen Tanrıyı acındırmak için sütten yoksun bırakılan yavruları ağlatmak, feryad ettirmekle, susuz kalmış toprağın hâli dile getirilmiş olur;

4) Özel işlemlerden geçmiş taşlar yağmur yağdırma yeteneği elde ederler; o kadar ki o taşlar atıldıkları sudan çıkarılmasalar, yağmur durmaz, tufan olur.

Demek ki inanışların bir bölüğü de büyü işlemlerin ve törenlerin içeriğidirler; onlarla birlikte somut anlatım biçimini bulurlar.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir